Ana içeriğe atla

Benim Hayat Hikayelerim ( İkinci Bölüm )


 Yaramazlık: Bir Öğrencinin Hikayesi

İlkokul ve ortaokul yıllarında öğretmenlerden çok dayak yiyen bir öğrenciydim. Dördüncü sınıfta cengiz diye bir öğretmenimiz vardı, ben yaramazlık yapınca beni tahtaya kaldırıp elini açıp sağ yanağıma tarif edemeyeceğim bir hızla tokat atıp tek ayak üstünde durmamı istiyordu. Benim zoruma giden şey sadece dayak yemek değil arkadaşlarımın önünde dayak yemekti. Onca dayağa rağmen akıllanmıyordum önceki bölümde anlattığım gibi garip bir çocuktum. Ben dayak yiyince genellikle ağlamıyordum ve arkadaşlar arasında " yılmaz ağlamaz " diye anılıyordum. Geçmişe bakıyorum da ne garip şeyler yaşamışım. Neyse dayak konusu açılmışken bir anı aklıma geldi onu anlatmak istiyorum. Japon insanlarına benzeyen bir öğretmen vardı. -Bu kanaate tahmin edeceğiniz üzere gözünün çekik olmasından varmıştık- Arabasının anahtarını çaldığımı hatırlıyorum, cebindeki bilye şeklinde olan renkli sakızları alıp yediğimi hatırlıyorum. İşte bu öğretmen hakkında bir şey duydum arkadaşlardan. Bu öğretmen bir öğrencisine çok sinirlenip tokat atmış ve öğretmenler odasına gidip ağlamış çünkü hayatında ilk defa bir öğrenciye tokat atmış. Bizim cengiz hocayı düşünüyordum da her Allah'ın günü dayak atıyor bana bir kere ağladığını görmedim duymadım bilmiyorum. Ben çok mu yaramaz bir çocuktum? Heralde öyleydim yoksa niye dayak yiyeyim ki? Yaramazlık konusu açılmışken bir şeyden daha bahsetmek istiyorum. Önceki bölüm de köyü çok seviyorum gibi şeyler söylemiştim ancak köy beni seviyor mu? Muamma. Köyde de farklı biri değildim yani orda da yaramazdım. Halalarım ben yaramazlık yapınca bana kızarlardı ve ben her yıl köye gittiğim de şöyle düşünüyordum: " Acaba bu yıl olgunlaştım mı? " Bu soruyu kendime soruyordum. Bu sefer halalarım bana kızmayacak, yaramazlık yapmayacam diyordum kendimce ama tam tersi oluyordu maalesef. Şuan 18 yaşımdayım ve ben sadece bu yıl köye gittiğim zaman kendimi olgun hissediyordum. Aslında sadece yaramaz olan ben değildim. Köye gittiğim zaman köyde kuzenlerim de varsa o zaman evde kıyamet kopuyordu lakin sadece ben olursam -çocuk olarak- işte o zaman ev sakin oluyordu. Demek ki yaramaz olmamı belirleyen en önemli etken kuzenlerim imiş. Yani ben başkalarını görünce, başkalarıyla konuşunca yaramaz oluyormuşum ama yalnız kaldığım zaman çok sakinmişim bunu anladım. Her neyse işte biraz da ilkokul yıllarımın bir günün de yaşadığım bir olayı anlatayım size. Genellikle hatta her zaman okula gitmem için annem beni uyandırır, annem beni hazırlar, annem yemeğimi verir. Kısacası her şeyimle annem ilgilenir. Bir gün annemin hastaneye gitmesi gerektiği için beni babama emanet etti. Saat 12:00'de okul başlıyor ancak babam o saatte yatağında uyuyor. Ben de babamdan korkan birisi olduğum için onu uykusundan kaldırmıyordum ve uyanmasını bekliyordum. Bekle bekle saat 13:00'ü bulmuştu bile. Babam o saatte kalkınca geç olduğunu anlayıp elime bir kaç TL para sıkıştırıp döner almamı söyledi. Ben de evden çıkıp okula doğru yürüdüm. Okulun yanında dönerci vardı ordan döner alıp çantama koydum ve ardından okula girip sınıfa doğru yürüdüm. Sınıfta kendi masama oturdum. Öğretmeni bekledim ve öğretmen içeri girdi. Birkaç saat sonra yemek molası verdik. Ben çantamda ki döneri çıkarıp yedim. Döner bitince yemek molası da bitti ama ben kendimi çok kötü hissediyordum. Kötü olduğumu öğretmenime iletmek için onun masasına doğru yürüdüm ve ağzımda k harfi çıkmadan yoklama defterine doğru kustum. Öğretmenim hamile olunca kokuya dayanamayıp tüm sınıfın dışarı çıkmasını istedi. Dışarı çıktık ve öğretmen anneme haber vermişti bile. Annem geldi beni almaya ve beni alıp eve götürdü. Bu arada kusmamdaki tek sebep döner yemek değildi. Arkadaşım abur cubur vermişti bana büyük ihtimalle ondan oldu. İşte annem önce babama kızdı -hem beni okula geç gönderdiği için hem de zararlı yiyecek alacağım parayı verdiği için- sonra da bana kızdı neden o pis şeyleri yedim diye. Burda şunu anladım annenin eksikliği hiç bir şekilde kapanmıyor. İyi ki varsın annem. Bu arada anneme çok bağlı bir insanım ve bence her çocuk annesine bağlı olmalı. -eğer benim gibi süper bir anneye sahipse tabii- Bu bölümde yaramazlık anılarımdan bahsettim fakat hiç pişman değilim ve iyi ki yaşamışım diyorum. İyi ki yılmaz diye bir karakter var diyorum. Hayatımdan gerçekten memnunum. Çok güzel şeyler yaşadım tamam kötü şeyler de oldu ama ben kötü şeylere tecrübe dedim sadece o kadar. Her zaman bardağın dolu tarafına bakmaya çalıştım. Eğer bardak boş ise ben gözümü kapatıp bardağın dolu olduğunu hayal edip kendimi öyle avuturdum. Bu hayata belki de bir defa geliyoruz ve hep mutlu olmaya bakalım. Yeri gelir üzülürüz ancak ileriye bakalım.
 -bence-


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Benim Hayat Hikayelerim ( Birinci Bölüm )

Çocukluk Anılarım: Okuldaki İlk Günüm ve Köyde Geçirdiğim Zamanlar  Birinci sınıfa başlayacaktım. Annemle beraber okul kaydımı yapmak için okulun yolunu tuttuk. Ben sadece okula girdiğim kısmı ve sonrasını hatırlıyorum. Evet okula girmiştik ve adım attıkça karşıda duran öğretmenime biraz daha yaklaşıyordum. Nedenini bilmiyorum fakat içimde bir korku hissiyatı vardı ve utanıyordum. Ardından annemin arkasına geçip eteğine sarılıp sağ gözüm kısık bir şekilde öğretmenime bakıyordum. Öğretmenim bana " utanma evladım " diyordu fakat benim kalbim gittikçe hızlı atıyordu bir an önce eve gitmeyi istiyordum. İçimden " anne eve gidelim lütfen " diyordum ancak öğretmenimden utandığım için eve gitme isteğimi açıkça dile getiremiyordum. En sonunda annem ve öğretmenim biraz konuştuktan sonra annem elimi tutup " eve gidiyoruz " dedi. Ben o an çok mutlu olmuştum fakat belli edemiyordum mutluluğumu içimden yaşıyordum. Aslında çok garip bir çocuktum. - şuan gencim ve hâlâ öy...

Benim Hayat Hikayelerim ( On Yedinci Bölüm )

  8. sınıftaki Yılmaz: Ergenliğin ayak sesleri 8. sınıftaki Yılmaz… Aslında o dönemki Yılmaz; ergenliğe yeni adım atmış, boyu uzamaya başlamış, sivilceler sahneye yavaş yavaş giriş yapmış, (sivilce demeye dilim varmıyor adeta volkanik patlama) sakallarım yeni yeni çıkmaya başlamıştı, aynaya her baktığımda “oluyoruz galiba” diyordum. İçine kapanıktı, özgüvensizlikte dünya markasıydı ama bir kusuru vardı: Arabesk rape düşmüştü. Ama nasıl bir düşüş! Youtube'un dibini kazıyor, ne kadar jiletli, ne kadar efkârlı rap varsa hafızaya atıyordum. Damarlarımda kan değil, arabesk rap sözleri dolaşıyordu. Ve en ironik kısmı? Özgüvensizliğin kitabını yazmış olmama rağmen, konu şarkı söylemek olunca içimden adeta bir "Efgâr Fırtınası" çıkıyordu. Okul koridoru, dershane sırası, arkadaş yanı... Hiç fark etmez. Mikrofonu (genellikle bir su şişesi) elime aldığım an, bende utanma, ar, şeref, na... Şaka şaka, o kadar değil ama yakındı. Şimdi düşününce evet, pişmanlıklarım var. Saçma hareketle...

Benim Hayat Hikayelerim ( On Altıncı Bölüm )

  Yılmaz'a Kardeş Geliyor Geliyor geliyor... Yılmaz'a kardeş geliyor. 5. sınıfa gidiyordum. Annem bir gün bana hamile olduğunu söyledi ama ben annemin hamile olduğuna bir türlü inanamıyordum. Annemin karnında küçük bir yaratığın olması ve tekme atması bana garip geliyordu nedense. Annemle beraber bebeğin cinsiyetini öğrenebilmek amacıyla doktorun yanına gittiğimiz zaman, annemin hamile olduğunu kabullendim artık. O gün doktoru kapısının önünde beklemek yerine dışardaki parkta oturup bekledik. Anneme birlikte bankta oturuyorduk, yanımızda bir bank daha vardı ve o bankta da bir kadın oturuyordu. Nasıl olduysa annemle o kadın konuşmaya başladı ardından arkadaş oldular. Hâlâ nasıl, kaç dakika da arkadaşlar oldular anlamıyorum. Neyse sıranın bize gelmiş olması düşüncesiyle banktan kalkıp doktorun yanına gittik. Annem doktorun yanına gitmişti ve ben de kapıda annemi bekledim. Kapıda öylece beklerken " Bebek acaba kız mı? İnşallah erkek olur zaten 2 tane kız kardeşim var, bebek e...