Ana içeriğe atla

Benim Hayat Hikayelerim ( On Dördüncü Bölüm )

Bursluluk ve LGS Sınavı Sürecim

5. sınıfta ilk kez bursluluk sınavına girecektim. Takdir belgesi almış olmanın verdiği rahatlık üzerime çökmüştü. Belki de o yaşta “Ben her şeyi biliyorum” havasındaydım. Bu yüzden sınava özel bir hazırlık yapmayı gerekli görmedim. Annem bana güveniyordu, ben de kendime güveniyordum. İçimden sürekli, “O sınavı kesin kazanacağım!” diyordum.
Peki kazandım mı?
Hayır

Ama bu cevabı hemen vermeyelim, çünkü hikayem tam da burada başlıyor.

Bursluluk sınavına iki ay vardı. Kendime sürekli, “Daha çok var, 1 ay kala başlarım,” diyordum. O bir ay nasıl geçti, anlatayım: Futbol maçları, gezmeler, televizyon… Öylece akıp gitti. Sonra bir ay kaldı. Bu sefer de kendimi, “Haftaya başlarım,” diye kandırmaya başladım. Ve zaman, o bildiğimiz acımasız hızında akıp gitti. Her saniye sınav tarihine bir adım daha yaklaşıyorum derken sınava sadece bir haftacık kalmıştı. İşte o gün, sonunda ciddiye almaya karar verdim.

Geçtim masanın başına, aldım elime kâğıdı kalemi, başladım çalışmaya. 1 dakika sonra sıkıldım ve geçtim televizyonun başına, başladım izlemeye. Birkaç saat sonra sıkıldım ve geçtim masanın başına, başladım çalışmaya. 2 dakika sonra uykum geldi ve geçtim yatağımın başına, başladım uyumaya. Döngü böyle sürüp gitti.

Sonunda sınav günü geldi. Sınav yeri evimize uzak bir okuldu. Dedemin arabasıyla annemle birlikte sınav yerine gittik. Yolda beynimin daha iyi çalışması için çikolata yedim ama içimden, “Bildiğin bir şey yoksa beynin yüzde yüz çalışsa ne olur?” diye düşünmeden edemedim. Annemin verdiği okunmuş muydu üflenmiş miydi içilmiş miydi her neyse işte o sudan bir yudum alıp  polisler üstümü aradıktan sonra  sınav salonuna girdim, yerime oturdum, bekledim sınav kağıtlarının gelmesini.

10-15 dakika bekledikten sonra sınav kağıtları dağıtıldı. Soruları takır takır çözmeye başladım. Bir süre sonra sınavı herkesten önce bitirdim ve salondan çıktım. Annemin yanına gittim ve diğer çocukların anneleri de benim etrafımda toplandı, bana sınavımın nasıl geçtiğini sordular. Ben de " abla sınav çok basitti, 2 dakikada çözüp bitirdim bile, kesin bu sınavı kazanacağım " diye cevap verdim. Kadınlarda seviniyor tabi soruların kolay olduğunu zannettikleri ve çocuklarının zorlanmayacağını düşündükleri için. Annem de seviniyordu sınavımın iyi geçmiş olduğu için. Gün böyle böyle geçip gitti. 3-4 hafta sonra sonuçlar açıklandı.

Sonuçlar açıklandığında, bilgisayarın başına annemle oturduk. TC kimlik numaramı girdim, ekranda sonuç belirdi: “KAZANAMADI.” Annemle ekrana öylece bakakaldık. Sonrası yok. Hafızam o anı sildi.

Bu durum sonraki yıllarda da değişmedi. 5, 6, 7 ve 8. sınıfta dört kez sınava girdim ama sonuç hep aynıydı: KAZANAMADI.



Sonra LGS geldi çattı. Ortaokul boyunca bursluluk sınavlarına hazırlanmadığım gibi, LGS’ye de aynı özeni göstermemiştim. Koca bir yılı “Daha çok var,” diyerek geçirdim. Sadece son birkaç haftayı “ciddi” bir çalışma dönemi olarak adlandırabilirim. Oysa çalışmam gerektiğini biliyordum. LGS günü geldiğinde sınavdan çıktım ve içimde garip bir umut vardı. “Sanırım güzel geçti,” dedim kendi kendime. Ama sonuçlar açıklandığında hayal kırıklığına uğradım: 287 puan.

Bu puan beni düz bir Anadolu lisesine yerleştirmişti. Fen lisesi hayalim suya düşmüştü. Tek şansımı kaybetmiştim. Bir kez daha sınava girebilseydim, kesinlikle çok daha yüksek bir puan alırdım. Ama hayat geriye dönüp bir şans daha vermiyordu.

Sonraki yıllarda bu derslerden aldığım derslerle hareket etmem gerekiyordu. 9, 10 ve 11. sınıflar yine çaba göstermediğim dönemlerdi. Fakat 12. sınıf bir dönüm noktası oldu. 12. Sınıfta derslerime güzel güzel çalışıyorum, yks sınavına hazırlanıyorum, sınavlardan güzel notlar alıyorum.... Eğitim hayatımın en verimli yılıydı, en prime dönemimdi. - bu arada ben 8. Sınıfa kadar A şubesinde okudum, lise de E şubesine geçince nedenini bilmiyorum ama üzülmüştüm. Keşke yine A şubesi ile devam etseydim en azından düzen bozulmazdı -

Bir gün bir haber gördüm: ' İOKBS BURSLULUK SINAVI BAŞVURULARI BAŞLADI ' diye. Ulan dedim bu sefer kazanacağım. Bu sefer şeytanın bacağını kıracağım. 12. Sınıf olmama rağmen bursluluk sınavını sadece 9. Sınıf müfredatından sorumlu tutmuşlardı. Ben de tyt çalıştığım için temelim vardı az çok. Hatta Kahramanmaraş depremi olduğu için 9. Sınıfın tamamından değil sadece 1. dönem konularından sorumluyduk. 

Bursluluk sınavına 5 gün kala kendimi full sınava adamıştım. 5 gün boyunca her gün bir ders olacak şekilde 9. sınıfın 1. dönem konularına çalışıyordum, konu çalışmam bittikten sonra da çıkmış soruları çözüyordum. Sınav yerim bu sefer evime yakın çıkmıştı, yürüyerek gitmiştim sınava. Açıkçası hiç heyecanlı değildim zaten 100 dakikada 80 soru falan çözecektim. Panik yaratmanın bir anlamı yok, sınava gir çöz çık işte bu kadar basit. Ben de aynen öyle yaptım. Sınava girdim çözdüm ve çıktım. Sınavı çözerken türkçe kısmın da biraz zorlandım, sosyal ve matematik basit geldi, fen kısmı da fena değildi. - bu arada fen kısmında full çekmiştim. 20 sorudan 20 doğru 0 yanlış yaptığımı görünce baya şaşırmıştım. Hayatımda ilk defa bir dersten full çekmiştim -

Sınavda en çok şaşırdığım şey İsmail Altunsaray sorusu olmuştu. İsmail Altunsaray, sevdiğim bir türkücüdür. Onu Çok Güzel Hareketler Bunlar 2 programında ' Senin Yüzünden ' adlı şarkısıyla tanımıştım. Tanıdığım günden beri o şarkısını ara sıra dinlerim. Sınavda İsmail Altunsaray ile ilgili bir soru gördüğümde de şaşırmıştım. Bu arada o soru baya zorlamıştı beni ama doğru şıkkı işaretlemiştim. 

Bu sınava 12. Sınıf arkadaşlarımdan 2 tanesi de girdi. - Aziz ve Zülküf - Onlara hep söylüyordum çalışın çalışın diye ama onlar sınava çokta çalışmadan girmişti. Sınav çıkışında Aziz'i aradım, sınav hakkında konuştuk. Okula gidince de biraz bu konu hakkında konuşmuştuk. Dershaneden arkadaşlarımda bu sınava girmişti ve yine bu sınav hakkında konuşmuştuk. Aziz ile çoğu soruda hemfikirdim ancak dershanedeki arkadaşlarım hakkında hemfikir değildim ki zaten kazanamadılar onlar. 

Geriye sonucu beklemek kalmıştı. Birkaç haftanın ardından o günde geldi. Benim haberim yoktu, okulda voleybol oynuyordum ve arkadaşlarımın " Yılmaz bursluluk sonuçları açıklanmış " çağrısıyla yanlarına doğru gittim. Aziz ve Zülküf'ün yüz ifadelerinden anlamıştım sınavı kazanamadıklarını. Ben yine de umutluydum çünkü eğer kafama bir şey koyduysam yapardım onu. - o yüzden ortaokulda 4 kez sınava girmeme rağmen kazanamadım - Kendime güveniyordum, arkadaşlarım kazanamamış olabilir fakat ben o sınavı kazanacaktım. Aldım elime telefonu, girdim sorgulama ekranına - bu işlemleri yavaş yavaş yapmıyorum aksine hızlıca yapıyorum çünkü bir an önce kazandı ifadesini görmek istiyorum - girdim TC kimliğimi vs. bastım tamam tuşuna. 

Evet bu sefer olmuştu. Sonuç: KAZANDI
Bu sefer şeytanın bacağını kırmıştım. 7 yıl sonra hayalimi gerçekleştirmiştim. Bu sene bursluluk sınavına girmem için son senemdi ve ben son senemde başarmıştım. Belki çok büyük bir başarı değildir sizin için ancak ben kafaya koydum ve kazandım. Bu arada etrafımda kazanan birini görmedim. Çoğu kişinin ekranında sonuç: KAZANAMADI yazıyordu. Herkesin başaramayıp benim başarmış olmamda gurur vericiydi. Arkadaşlarım hemen sordu bana " Yılmaz kazandın mı? " diye. Ben de " Evet " diye cevap verdim. Beni tebrik ettiler ardından müdür yardımcısı kazandığımı öğrendikten sonra " Helal olsun " dedi. Ondan sonra da okul personeli Ramazan abi beni tebrik etti. Sınavı kazanmamdan ziyade onların beni tebrik etmesi daha çok sevindirmişti beni.

Tamam biz böyle gülüyoruz falan da çok geçmeden bir haber aldım ve üzüldüm. Okuldan ikiz kızlardan biri bursluluk sınavını kazanamadığı için fena şekilde ağlamıştı ve okula ambulans gelmişti. Neden bu kadar takmıştı anlamıyorum. Tamam ben de taktım da bu kadar değil. Neyse kazandıktan sonra anneme de haber verdim o da aynı şekilde beni tebrik edip benim adıma sevindiğini dile getirdi. 

Bu hikaye sadece bir sınavı kazanma hikayesi değil; aynı zamanda ertelemeyi bırakmanın, azmin ve kararlılığın neleri değiştirebileceğinin kanıtı. Hayat bazen son şansımızda bile bize kazanma fırsatı verir; yeter ki o şansı değerlendirelim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Benim Hayat Hikayelerim ( Birinci Bölüm )

Çocukluk Anılarım: Okuldaki İlk Günüm ve Köyde Geçirdiğim Zamanlar  Birinci sınıfa başlayacaktım. Annemle beraber okul kaydımı yapmak için okulun yolunu tuttuk. Ben sadece okula girdiğim kısmı ve sonrasını hatırlıyorum. Evet okula girmiştik ve adım attıkça karşıda duran öğretmenime biraz daha yaklaşıyordum. Nedenini bilmiyorum fakat içimde bir korku hissiyatı vardı ve utanıyordum. Ardından annemin arkasına geçip eteğine sarılıp sağ gözüm kısık bir şekilde öğretmenime bakıyordum. Öğretmenim bana " utanma evladım " diyordu fakat benim kalbim gittikçe hızlı atıyordu bir an önce eve gitmeyi istiyordum. İçimden " anne eve gidelim lütfen " diyordum ancak öğretmenimden utandığım için eve gitme isteğimi açıkça dile getiremiyordum. En sonunda annem ve öğretmenim biraz konuştuktan sonra annem elimi tutup " eve gidiyoruz " dedi. Ben o an çok mutlu olmuştum fakat belli edemiyordum mutluluğumu içimden yaşıyordum. Aslında çok garip bir çocuktum. - şuan gencim ve hâlâ öy...

Benim Hayat Hikayelerim ( On Yedinci Bölüm )

  8. sınıftaki Yılmaz: Ergenliğin ayak sesleri 8. sınıftaki Yılmaz… Aslında o dönemki Yılmaz; ergenliğe yeni adım atmış, boyu uzamaya başlamış, sivilceler sahneye yavaş yavaş giriş yapmış, (sivilce demeye dilim varmıyor adeta volkanik patlama) sakallarım yeni yeni çıkmaya başlamıştı, aynaya her baktığımda “oluyoruz galiba” diyordum. İçine kapanıktı, özgüvensizlikte dünya markasıydı ama bir kusuru vardı: Arabesk rape düşmüştü. Ama nasıl bir düşüş! Youtube'un dibini kazıyor, ne kadar jiletli, ne kadar efkârlı rap varsa hafızaya atıyordum. Damarlarımda kan değil, arabesk rap sözleri dolaşıyordu. Ve en ironik kısmı? Özgüvensizliğin kitabını yazmış olmama rağmen, konu şarkı söylemek olunca içimden adeta bir "Efgâr Fırtınası" çıkıyordu. Okul koridoru, dershane sırası, arkadaş yanı... Hiç fark etmez. Mikrofonu (genellikle bir su şişesi) elime aldığım an, bende utanma, ar, şeref, na... Şaka şaka, o kadar değil ama yakındı. Şimdi düşününce evet, pişmanlıklarım var. Saçma hareketle...

Benim Hayat Hikayelerim ( On Altıncı Bölüm )

  Yılmaz'a Kardeş Geliyor Geliyor geliyor... Yılmaz'a kardeş geliyor. 5. sınıfa gidiyordum. Annem bir gün bana hamile olduğunu söyledi ama ben annemin hamile olduğuna bir türlü inanamıyordum. Annemin karnında küçük bir yaratığın olması ve tekme atması bana garip geliyordu nedense. Annemle beraber bebeğin cinsiyetini öğrenebilmek amacıyla doktorun yanına gittiğimiz zaman, annemin hamile olduğunu kabullendim artık. O gün doktoru kapısının önünde beklemek yerine dışardaki parkta oturup bekledik. Anneme birlikte bankta oturuyorduk, yanımızda bir bank daha vardı ve o bankta da bir kadın oturuyordu. Nasıl olduysa annemle o kadın konuşmaya başladı ardından arkadaş oldular. Hâlâ nasıl, kaç dakika da arkadaşlar oldular anlamıyorum. Neyse sıranın bize gelmiş olması düşüncesiyle banktan kalkıp doktorun yanına gittik. Annem doktorun yanına gitmişti ve ben de kapıda annemi bekledim. Kapıda öylece beklerken " Bebek acaba kız mı? İnşallah erkek olur zaten 2 tane kız kardeşim var, bebek e...