
Ortaokul Öğrencisi: YouTuber Olma Hikayem ve Dershane Anılarım
Şimdi diyorum ki kendime, iyi ki bu zaman da doğmamışım. Nedenini az çok tahmin edebilirsiniz. Klişe laflara hiç girmeyeceğim. -telefon, tablet konusu- Ben mahallede geçen mutlu anılarla dolu çocukluğumu anlatmak istiyorum sizlere. O hâlde trajikomik bir anımla başlamak istiyorum. Bizim Metin abinin bakkalının üstünde bir bina var. İşte o binadaki çoğu çocukla ben arkadaştım o zamanlar. O binanın girişine merdiven ile çıkılıyordu. Biz de arkadaşlarla çoğu zaman o merdivenlerde oturup eğlenceli sohbetler ederdik. Merdivene yaklaşık üç metre uzaklıkta depo gibi bir şey vardı.-depoya merdivenle iniliyor- Depo aşağıdaydı ve merdivenden inmeden önceki kısmında yani üst tarafında korkuluk yoktu. Ben de korkuluk olmadığını unutmuştum tabii. Arkadaşlarla oturduğumuz merdivenden geri geri gidiyorum. -neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum- Korkuluk olmadığı için bir anda sırt üstü yere çakıldım. -yükseklik yaklaşık iki metreydi- Çakıldım çakılmasına da hiçbir acı hissetmedim. Ben yerde sırt üstü uzanırken arkadaşlarımda etrafımı sarmıştı. Bir kısım benim hâlime gülüyor bir kısım da üzülüyor. Beni sorarsanız ben de gülüyordum. O günden sonra arkadaşlar hep bu günün makarasını yaparlardı. Bu anı tek başına bile belki de çocukluğumun güzel geçmesine katkıda bulunmuştur. Bizim bir de Veysel -en yakın arkadaşım, komşu çocuğu- ile youtuber olma sürecimiz vardı sizlere onu anlatayım. Bir gün her zaman ki gibi oyun oynamak için Veysel'in evine gitmiştim. Onlar ikinci katta biz beşinci katta oturuyoruz. Bazen ben onun evine bazen de o benim evime geliyordu. Genellikle ben daha çok gidiyordum onların evine. Yine bir gün evden sıkılıp onların evine gitmeye karar verdim. Anneme Veysel'in evine gitmek istediğimi söyledim ve izin verdikten sonra -gerçi izin vermese de giderdim orası ayrı- çoraplarımı giydim ardından kapıyı açıp üç kat aşağı indikten sonra arkadaşımın evinin kapısını çaldım. Aileden biri kapıyı açıp beni güzelce karşıladılar. " Veysel nerede? " Diye sordum. " Veysel odasında oyun oynuyor, sen de onun yanına gidebilirsin " Diye cevap verdiler. Ben de odaya girip bir tane sandalyeyi Veysel'in yanına çekip oturdum. Her zaman ki gibi oyun oynuyoruz. Benim aklıma bir şey gelmişti: " Veysel YouTube kanalı açalım mı? " Veysel biraz düşündükten sonra tamam dedi. -bu arada olay 2019 Nisan ayında geçiyor- Hemen elimize tableti alıp ön kamerayı açıp video çektik. Önce ben konuştum. Şu sözleri söyledim: " Merhaba arkadaşlar bugün ki videomuza hoşgeldiniz. Bu kanalımızın ilk videosu, kanalımızın adı yaramaz kardeşler gerçekten de çok yaramazız " -biraz düşündükten sonra kanalımızın adının 'Yaramaz Kardeşler' olmasına karar verdik ve bizi tanımayanlar kardeş sanıyordu- Ardından sıra Veysel'e geçti ve Veysel "Kanalımız" kelimesini doğru düzgün söylemeden gülmeye başladı. Ben de dedim ki: " gel gel " Sonra Veysel kendini toparlayıp " Kanalımız çok iyi videolar atacak, bir milyon olacağımıza eminim. Şimdiden görüşmek üzere görüşürüz" -kanal değil bir milyon, bir bin aboneye bile ulaşmadı- dedikten sonra ben de kameraya kafa atıp " Zırıng " diyip videoyu bitirmiştim. Bu arada bu sözleri bilgisayara yazmıştık önceden ve ikimiz de okuyorduk ama " Zırıng " doğaçlama gelişti. Bu videoyu ' Kanal Tanıtım Videosu ' başlığı adı altında paylaşmıştık. O günden sonra ikimiz de hangi videoyu çeksek diye düşünüyorduk derken benim aklıma ' Yaramaz kardeşlerle şansına ne çıkarsa ' diye bir içerik geldi. Bu videoda da kağıtlara bir şeyler yazıp ardından kağıtları katlayıp karıştırıp sıra ile kağıtları seçiyorduk. Artık şansımıza ne çıkarsa. Bana terliğini dışarıya at görevi çıkmıştı, ben de dışarıya çıkıp Veysel'in terliğimin pencereden dışarı atmasını bekledim ve attıktan sonra terliklerimi alıp içeri girdim. Bunun haricinde sırtında taşı, yüzüne boya kalemi sür, maymun gibi ses çıkar, sırtına buz köy gibi gibi görevler vardı. Nihayet on üç dakika elli altı saniye süren videoyu bitirmiştik ve youtubeye yüklemiştik. Daha sonra 'Şansına ne çıkarsa 2' videosunu çekmeye karar verdim. Bu sefer yalnız ben tek değil, annemle beraber gitmiştik Veysel'in evine. Annem ile Veysel'in annesi bir oda da , ben ve Veysel başka bir oda da. Bu videoyu çekmeye karar vermiştik ve Veysel'in ablasından rica ettik tablet ile bizim videoyu çekmesi için. O da sağ olsun bizi kırmadı ve kabul etti. Annem diğer oda da diye video çekmeye çekiniyordum ancak videoyu çekmiştik. İzlenmeler az diye ben de bot basıyordum, çevremizdekilere izletiyordum ve çoğu beğeniyorlardı. Ardından ' Yaramaz kardeşlerle zeka testi ' , ' eğlence testi ' , ' Doğruluk mu cesaretlik mi ' , ' 23 Nisan'ı kutladık ' gibi videolar çekmiştik. Bu videolar o zaman bize çok eğlenceli geliyordu ki ben de o videoları çekerken çok eğleniyordum. -artık ben ve Veysel'e bu videolar çocukça, ergence geliyordu ancak ikimiz de pişman değiliz bu videoları çektiğimiz için. Belki de yaşanması gerekiyordu biz de zamanında yaşadık- Bir gün mahallede oturuyoruz ve Veysel yanıma gelip bana şöyle dedi: " Yılmaz biz evimizi taşıyacağız" ben bu cümleyi duyduğum an çok üzülmüştüm. En sevdiğim, en güvendiğim, en yakın arkadaşımı her zamankinden daha az görecektim, daha az konuşacaktım. Ben içimden üzüldüm fakat dışarıya pek yansıtmadım. O zamandan beri YouTube'ye birlikte video atmıyoruz. Sekizinci sınıf başlamıştı ve Veysel sadece okulun ilk günü okuldaydı. İlk günden sonra bir daha gelmemişti o okula. Ben de kendimi okulun içinde onlarca arkadaşım olmasına rağmen kendimi yalnız hissediyordum. Veysel'in yeri ayrıydı ben de. O gittikten sonra bir daha eski tadı alamadım maalesef. Okulda görüşmüyorduk ama aynı dershaneye gidiyorduk. Ben anneme dershaneye gitmek istemediğimi defalarca söylememe rağmen beni gönderdi. Çünkü ben kendimi biliyorum. Ders çalışmıyorum, isteksizim, içimden bir şey yapmak gelmiyor ama annem beni dershaneye illa gönderecek. -şuan o da farkında istemeden hiçbir şeyin olmayacağının- Amcam ve annem ile birlikte dershaneye gidip kayıt yapmıştık. - o dershaneyi de bize Veysel'in annesi önermişti- Dershaneye başlamıştım. Dershaneye başlama dönemim okul tatiline denk geldiği için ve biz okul tatillerinde köyde olduğumuz için annem köye gitmişti ben ise dershaneye başladığım için nenemlerde kalıyordum. İlk defa okul tatilinde doyunca köy hayatını yaşamamıştım. Anneme çok bağlı biri olduğum için onsuz pek yapamıyordum. Hafta sonları dedem gelip beni şehirden alıp köye götürüyordu. Pazar günleri de tekrar şehre geliyordum. Dershanenin bana bir etkisi olmadı çünkü ben istemiyordum. Bunun sonucunuda girdiğim LGS sınavında çok kötü bir puan alarak gördüm. Dershanenin bana kattığı tek şey sosyallik ve Veysel'i daha fazla görmem oldu. Resmen arkadaşlarım için gidiyordum dershaneye. Şimdi düşüncem farklı. İyi ki annem beni dershaneye göndermiş. Dershane eve biraz uzak olduğu için dolmuşa binip gidiyordum, geliyordum. Kış ayları biraz zor geçiyordu çünkü dershaneden eve dönerken dolmuş, beni evime yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki durakta bırakıyordu ama olsun onun da tadı bir başkaydı. Bazen dolmuş kalabalık olunca şoföre ücreti vermiyordum, elim cebime gider gibi oluyordu ki girdi de ama çıkmadı. Dolmuştan inince elim cebimden çıktı ve Bim'e gidip bisküvi falan aldım. Bir keresinde yine ücreti uzatmadım ve şoför bana bakıp: " Ücreti verdin mi? " diye sordu. Ben o an korkudan ölüyordum resmen ancak bu duygumu belli etmeyip soğuk davranarak " Evet uzattım " dedim. Şoför anlamıştı yalan söylediğimi fakat onca insanın arasında beni utandırmak istememişti. Ben de o zamandan beri dolmuş olsun otobüs olsun ücreti her zaman peşin veriyorum. Dershane konusundan biraz daha devam etmek istiyorum. Bu arada dershanenin sahibi, benim ortaokulumdaki tarih öğretmenimdi. Biz dershane de ders boş olunca arkadaşlarla birlikte çok seviniyorduk. Biri de ordan atlayıp " Dershaneye para vererek gelmişsiniz, ders boş olunca seviniyorsunuz " diyordu. Ben isteyerek gelmediğim için ders boş olunca arkadaşlarımla daha çok vakit geçirip sıkıcı dersi dinlememiş olduğum için seviniyordum tabii. Matematik dersimize bıyıklı bir öğretmen geliyordu. Benim bu soruyu kimse çözemez dediğim soruları o çözüyordu. Öğretmene dedim ki: " Siz profesör müsünüz? Bu soruları nasıl çözüyorsunuz? " o da bana şöyle cevap verdi: " 20 yıldır bu işin içindeyim. Ben çözemeyeceğimde kim çözecek? " Öğretmeni haklı bulduğum için daha fazla sorgulamadım. Doğrusu kendime güvenmiyordum ve ben bu soruları çözemezsem kimse çözemez diye düşünüyordum ancak herkes çözüyordu. Galiba gözüm de çok büyütmüştüm. Her neyse biraz güzel şeylerden bahsedelim. Veysel'in bir bisikleti vardı ve ara sıra bana verirdi sürmem için. Bir gün Veysel'in dershane de dersi vardı benim de o zaman dersim boştu. Veysel'den bisikleti alıp " beş dakikaya bırakırım " demiştim ancak Veysel'in 40 dakika süren dersi kadar bisikleti sürmüştüm. O günden sonra Veysel bana bisikletini isteyerek vermemişti çünkü ben sözümü tutmamıştım. Veysel'in bisikletini sürerken kendimi kuş gibi hissediyordum, bana çok büyük bir haz veriyordu nedense. Dershanenin etrafında küçük korkuluklar vardı. Ben o korkulukları bir adım atarak geçiyordum bacağım uzun olduğu için. Arkadaşlarda bunun makarasını yapıyordu. O zamanlar bunu çok havalı bir hareket sanıyordum ancak öyle değildi. Ben o korkulukları bir adım atarak geçtiğim zaman kendimi Ceza'nın " Fark Var " müziğinin çalmasıyla beraber kendimi Maraz Ali'nin yerine koyup insanları yerle bir ettiğimi hayal ediyordum. Veysel ile geçirdiğim anılar ve dershane hayatım da bu şekildeydi.
Yorumlar
Yorum Gönder