Ana içeriğe atla

Benim Hayat Hikayelerim ( Beşinci Bölüm )

 

Haylaz Öğrencilik: Ortaokul Anılarım

Tamam kabul ediyorum ilkokulda haylaz bir çocuktum. Peki ortaokulda nasıl bir çocuktum? İlkokulda haylazlığıma on üzerinden dokuz dersem ortaokulda on üzerinden yedi buçuk derim. Ortaokulda ilkokula göre biraz daha sakinleşmiştim ancak eski halimden hâlâ eser vardı. Beşinci sınıfta öğretmenlerimin gözünde tembel bir öğrenciydim ama en çalışkan olduğum sene de beşinci sınıftı. Matematik dersinden doksan puan almıştım, matematik öğretmenim yanıma gelip saçımı okşayıp "aferim" demişti ve ben çok mutlu olmuştum. Bunla ilgi garip bir anımı anlatayım size. Bir gün okul çıkış saatine yakın türkçe dersinden yazılı sınav oluyoruz. Sınav kağıdı elime geçer geçmez çözmeye başladım ve sınavı bitiren en erken kişi bendim. Öğretmenim sınavı bitirdiğimi anlamış olmalı ki yanıma geldi, sınav kâğıdımı aldı, masasına oturdu ve sınav kâğıdımı okudu. Ben de heyecanla bekliyorum kaç aldığımı öğrenmek için. Öğretmenim gözümün içine bakıp " Yılmaz doksan " dedi. Ben bu puanı beklediğim için sevinç gösterişi yapmadım. Size biraz önce dedim ya öğretmenlerimin gözünde tembel bir öğrenciydim diye. İşte türkçe öğretmenim, benim kopya çektiğimi düşünüp beni yeniden yazılı sınavı yaptı. -yanımda oturan arkadaşım da doksan puan alınca öğretmen ikimizi de tekrar sınava soktu- Böyle düşünmesi beni üzmüştü ancak kopya çekmediğim için de vicdanım rahattı. Bu sefer öğretmenin gözü önünde sınav oldum. Kâğıdı öğretmenin eline verdim ardından öğretmen yazılı kâğıdını elimden alıp dikkatli bir şekilde okumaya başladı. Ben geçen sefer beklediğimden daha heyecanlıydım. Aşağıya doğru bakınıyordum öylece. Yerlere bakıyordum, ayakkabıma bakıyordum derken birden " doksan beş " diye bir ses geldi kulağıma. Geçen seferki sevincim ile bu seferki sevincimin toplamı kadar sevinmiştim o an. Öğretmenim şaşkın bir şekilde bana bakıyordu. " Yılmaz aferim " dedi. Bu arada yanımda oturan arkadaşım da baya düşük puan aldığı için kimin kopya çekip kimin çekmediği de anlaşıldı. O günden bir gün sonra öğretmenim yanıma gelip bana soru bankası hediye etti. -o kitabın bir sayfasına bile dokunmamıştım- Ne olduysa o günden sonra oldu. Beşinci sınıfta taktir getiren ben altıncı ve yedinci sınıfta teşekkür getirmiştim. -sekizinci sınıfta da pandemi nedeniyle takdir almıştım- Artık türkçe ve matematik derslerinden yüksek aldım diye "her şeyi çok biliyorum" tavırlarından mıdır yoksa edindiğim kötü arkadaş çevresi yüzünden midir -komşu çocuğu Veysel hariç- bilmiyorum. Yazılı konusu açılmışken aklıma bir gün deneme sınavı olduğumuz bir anı geldi. Okul çıkış saatinden iki saat önce deneme sınavına girmiştik. Biz en alt katta okul bina girişine en yakın sınıfta deneme sınavı olmuştuk. Yine her zaman ki gibi deneme sınavını en erken ben bitirmiştim. Dışarıda arkadaşım Veysel'i bekliyordum. Bekle bekle ağaç olmuştum. En sonunda dayanamayıp pencereye tırmanıp camdan içeri bakıyordum. Öğrencilerin dikkatini dağıttığım için öğretmen bana kızmıştı. Ben ordan ayrıldım ancak tekrar pencereye çıkmaya çalıştım. Bu sefer öğretmenin -matematik öğretmeni- sabrı taşmıştı ve öğretmen sınıftan çıkar çıkmaz ben de pencerenin olduğu tırmandığım duvardan atlayıp çıkış kapısına doğru koştum. Öğretmen okul binasından çıktığı gibi işaret parmağıyla beni gösterip " yakalayın şu ****** ******** " diye bağırıp ağır küfürler etmişti. Okul bahçesindeki çocuklar da bunu duyunca hemen beni kovaladılar. Ben o kadar korkuyordum ki belki de bir arabadan daha hızlıydı koşmam. Bir binanın arkasına saklandım, beni kovalayan çocukların başka bir yere doğru gittiğini görünce içim rahatlamıştı. Ben bir binanın arkasında nefes nefese kalırken yanımdan bir kız geçti ve bana dedi ki: " Tüm okul senin peşinde. " Bu cümleyi duyunca korkum ikiye katlanmıştı. Ordan uzaklaşıp hemen eve doğru koştum. Aklımda hep şu düşünce vardı : " Ben yarın okula gidersem öğretmenim bana çok pis dayak atacak." Neyse işte uyudum, uyandım, sabah oldu ardından elimi yüzümü yıkayıp kahvaltıya geçtim. - her zaman ki gibi- Kahvaltıda yemek yerken bile o düşünce aklımdan çıkmıyordu. Okula gitme vaktim gelmişti. Evden çıktım ve korkak adımlarla okula doğru yürüdüm. Okula yaklaştım, okulun içine girmeye korkuyordum fakat girdim. ?-A şubesindeki sıraya girdim. O düşünce hâlâ beynimi kemiriyordu derken ensemde bir şey hissettim. Dün bana ağır küfürler edip beni kovalayan matematik öğretmeni. Beni ensemden tutup müdürün odasına doğru götürdü. Bir tane tokat attı -ben daha fazla bekliyordum- ve bana dedi ki : " anneni aramamı ister misin?" Ben de korku dolu ses tonumla " hayır " diye cevap verdim. Ondan sonrasını hatırlamıyorum. -attığı tokat çok fenaydı- 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Benim Hayat Hikayelerim ( Birinci Bölüm )

Çocukluk Anılarım: Okuldaki İlk Günüm ve Köyde Geçirdiğim Zamanlar  Birinci sınıfa başlayacaktım. Annemle beraber okul kaydımı yapmak için okulun yolunu tuttuk. Ben sadece okula girdiğim kısmı ve sonrasını hatırlıyorum. Evet okula girmiştik ve adım attıkça karşıda duran öğretmenime biraz daha yaklaşıyordum. Nedenini bilmiyorum fakat içimde bir korku hissiyatı vardı ve utanıyordum. Ardından annemin arkasına geçip eteğine sarılıp sağ gözüm kısık bir şekilde öğretmenime bakıyordum. Öğretmenim bana " utanma evladım " diyordu fakat benim kalbim gittikçe hızlı atıyordu bir an önce eve gitmeyi istiyordum. İçimden " anne eve gidelim lütfen " diyordum ancak öğretmenimden utandığım için eve gitme isteğimi açıkça dile getiremiyordum. En sonunda annem ve öğretmenim biraz konuştuktan sonra annem elimi tutup " eve gidiyoruz " dedi. Ben o an çok mutlu olmuştum fakat belli edemiyordum mutluluğumu içimden yaşıyordum. Aslında çok garip bir çocuktum. - şuan gencim ve hâlâ öy...

Benim Hayat Hikayelerim ( On Yedinci Bölüm )

  8. sınıftaki Yılmaz: Ergenliğin ayak sesleri 8. sınıftaki Yılmaz… Aslında o dönemki Yılmaz; ergenliğe yeni adım atmış, boyu uzamaya başlamış, sivilceler sahneye yavaş yavaş giriş yapmış, (sivilce demeye dilim varmıyor adeta volkanik patlama) sakallarım yeni yeni çıkmaya başlamıştı, aynaya her baktığımda “oluyoruz galiba” diyordum. İçine kapanıktı, özgüvensizlikte dünya markasıydı ama bir kusuru vardı: Arabesk rape düşmüştü. Ama nasıl bir düşüş! Youtube'un dibini kazıyor, ne kadar jiletli, ne kadar efkârlı rap varsa hafızaya atıyordum. Damarlarımda kan değil, arabesk rap sözleri dolaşıyordu. Ve en ironik kısmı? Özgüvensizliğin kitabını yazmış olmama rağmen, konu şarkı söylemek olunca içimden adeta bir "Efgâr Fırtınası" çıkıyordu. Okul koridoru, dershane sırası, arkadaş yanı... Hiç fark etmez. Mikrofonu (genellikle bir su şişesi) elime aldığım an, bende utanma, ar, şeref, na... Şaka şaka, o kadar değil ama yakındı. Şimdi düşününce evet, pişmanlıklarım var. Saçma hareketle...

Benim Hayat Hikayelerim ( On Altıncı Bölüm )

  Yılmaz'a Kardeş Geliyor Geliyor geliyor... Yılmaz'a kardeş geliyor. 5. sınıfa gidiyordum. Annem bir gün bana hamile olduğunu söyledi ama ben annemin hamile olduğuna bir türlü inanamıyordum. Annemin karnında küçük bir yaratığın olması ve tekme atması bana garip geliyordu nedense. Annemle beraber bebeğin cinsiyetini öğrenebilmek amacıyla doktorun yanına gittiğimiz zaman, annemin hamile olduğunu kabullendim artık. O gün doktoru kapısının önünde beklemek yerine dışardaki parkta oturup bekledik. Anneme birlikte bankta oturuyorduk, yanımızda bir bank daha vardı ve o bankta da bir kadın oturuyordu. Nasıl olduysa annemle o kadın konuşmaya başladı ardından arkadaş oldular. Hâlâ nasıl, kaç dakika da arkadaşlar oldular anlamıyorum. Neyse sıranın bize gelmiş olması düşüncesiyle banktan kalkıp doktorun yanına gittik. Annem doktorun yanına gitmişti ve ben de kapıda annemi bekledim. Kapıda öylece beklerken " Bebek acaba kız mı? İnşallah erkek olur zaten 2 tane kız kardeşim var, bebek e...