Ana içeriğe atla

Benim Hayat Hikayelerim ( Birinci Bölüm )


Çocukluk Anılarım: Okuldaki İlk Günüm ve Köyde Geçirdiğim Zamanlar 

Birinci sınıfa başlayacaktım. Annemle beraber okul kaydımı yapmak için okulun yolunu tuttuk. Ben sadece okula girdiğim kısmı ve sonrasını hatırlıyorum. Evet okula girmiştik ve adım attıkça karşıda duran öğretmenime biraz daha yaklaşıyordum. Nedenini bilmiyorum fakat içimde bir korku hissiyatı vardı ve utanıyordum. Ardından annemin arkasına geçip eteğine sarılıp sağ gözüm kısık bir şekilde öğretmenime bakıyordum. Öğretmenim bana " utanma evladım " diyordu fakat benim kalbim gittikçe hızlı atıyordu bir an önce eve gitmeyi istiyordum. İçimden " anne eve gidelim lütfen " diyordum ancak öğretmenimden utandığım için eve gitme isteğimi açıkça dile getiremiyordum. En sonunda annem ve öğretmenim biraz konuştuktan sonra annem elimi tutup " eve gidiyoruz " dedi. Ben o an çok mutlu olmuştum fakat belli edemiyordum mutluluğumu içimden yaşıyordum. Aslında çok garip bir çocuktum. - şuan gencim ve hâlâ öyle olduğumu düşünüyorum - Herkes gibi değildim herkesten farklı olduğumu hissedebiliyordum. Biraz iğrenç bir örnek olacak fakat yerden gördüğüm bir yiyeceği hiç düşünmeden elime alıp ağzıma atıyordum veya bir başka örnek verecek olursam arkadaşlarımla oyun oynarken binaya girip su şişesinin içine işeyip ardından binadan çıkıp çiş dolu olan su şişesini arkadaşımın üzerine fırlattım. - çocuk çok ağlamıştı ve babama söylemişti ben de babamdan güzel bir dayak yemiştim- Çok yaramaz bir çocuktum ancak iyi niyetli olduğumu düşünüyorum yani evet çocuğun üzerine çiş dolu su şişesi atmış olabilirim fakat o yaşta bunun yanlış bir şey olduğunu bilmiyordum. - keşke bilseydim - Küçükken oynadığım ve çok sevdiğim bazı oyunlar vardı ; gta, wolfteam, golley , friv, habbo ...
Bu oyunları tek başıma oynarken pekte zevk almıyordum ama kardeşlerim olsun arkadaşlarım olsun onlarla beraber bu oyunları oynadığım zaman mutluluğumu hiç bir kelimenin hiçbir cümlenin tarif etmesi mümkün değildi. En güzel hatıralarımın büyük kısmını bu oyunlar oluşturuyordu. - arkadaşlarım kardeşlerim ile birlikte oynadığım kısımlar- Size biraz da nenemden dedemden kuzenlerimden amcalarımdan halalarımdan köyümden bahsedeyim. Küçükken köye gitmeyi çok istiyordum kendi evimden daha çok seviyordum köyü. - şimdi ise eski tat olmadığı için sevmiyorum pek - Kuzenlerimle muhabbetlerim, oynadığımız oyunlar ( yedi kule , beştaş, körebe , saklambaç, kukla , isim şehir hayvan vs. ) , köyde ailecek yediğimiz yemekler , oturduğumuz oda da hepimizin sohbete dahil olması hatta elektriğin kesilmesi bile bana çok büyük bir haz veriyordu çünkü elektrik kesilince mumları yakıyorduk ve yanan mumlara ellerimizi yaklaştırıp ellerimizin gölgesiyle kurt olsun tavşan olsun kuş olsun bu tür hayvanları yapıyorduk yani anlayacağınız üzere ben köyde geçirdiğim her dakikamdan zevk almayı biliyordum. Bir gün hiç unutmam şehirdeyiz amcamın arabasında 2 tane bisiklet gördüm ve ona bu bisikletlerin kimin olduğunu sordum o da kuzenlerimin olduğunu söyledi. Doğruyu söylemek gerekirse biraz üzülmüştüm neden bana alınmadı diye neden benim bisikletim yok diye. Amcam köye gitti ben de evime gittim anneme dedim ki anne ben köye gitmek istiyorum o da dedemin şehre gelince beni götürebileceğini söyledi. Bu arada dedemi sevdiğim kadar hiç kimseyi sevmedim şu hayatta. Bana değer verdiğini o kadar iyi anlıyorum ki...
Ben hasta olduğumda alnıma suya bandırılmış bezi sıkıp koyardı veyahut üniversite zamanlarımda hep arardı veyahut her şehre geldiğinde beni sorardı bana harçlık verirdi tabi işin maddi boyutu önemli değilde beni çok mutlu ediyordu. Bir pazartesi günü yine şehre geldi ve ben elbiselerimi bir poşete koyup dedemin beni aramasını heyecanla bekliyordum. Telefon çaldı annem telefonu açtığı an ben aşağıya bir füze gibi inmiştim. Dedemin arabasına binip köye doğru ilerledik ve sonunda köye geldik. Köydeki kuzenlerimin evi ile dedemin evinin arasında yaklaşık 2 km fark olmalıydı. Dedemin evinde kalıyordum hep aklımda kuzenlerimin bisikleti vardı. Sabahı bekleyip dedemin beni kuzenlerime götürmesini söyledim beni kırmadı götürdü. Kuzenlerimin evine ulaşmıştık. Arabadan indim kuzenlerim arabanın etrafına dolaşmış bir şekilde beni karşıladı. 2 bisikletin sahipleri Mustafa ve Muhammed idi. Bu kuzenlerim bisikletin başından ayrılmıyorlardı hep üstündeydiler. Ben onlardan bisikleti sürmek için rica da bulundum onlarda istemeden de olsa elime bisikleti verdiler. Tabii ben o zamanlar bisiklet sürmeyi bilmiyorum bisiklet sürmeyi bizim komşu çocuğu veysel öğretmişti bana. - Veysel benim en yakın arkadaşım ve güvenimi sarsmayan tek arkadaşım- Ben bisikleti sürmeyi bilmediğim için kuzenlerim benle dalga geçiyordu ben de kendi halime gülüyordum her bisiklete bindiğim an düştüğüm için. Kuzenlerimin geçtiği çamurlu yolları hatırlıyorum. Bisikletle çamurlu yollardan geçiyorlar ve ayakkabıları hep çamur oluyor tabii eve gidince de yengemden bir güzel azar işitiyorlar. Akşam oldu dedem geldi beni alıp köye götürdü. Arabadan indik eve girebilmek için merdivenden yukarı çıkıp evin kapısını açıp içeri girdik. Ha bu arada söylemeyi unuttum köye pazartesi geldiğimde nenem ve halam beni her zaman olduğu gibi çok güzel karşıladılar. Akşam yemeğimiz çorbaydı. - en sevdiğim yemek olur - Elimi yüzümü yıkayıp odaya geçtim. Yemeğin hazır olduğunu biliyordum fakat evdekilerin beni çağırmasını bekliyordum ve " Yılmaz yemek hazır gel" sesini duyduğum an hemen sofraya koşuyordum. Ailem beni çok seviyordu ben bu sevgiye layık biri miydim? Bilmiyorum neyse konumuz bu değil. Yemek yedikten sonra oturma odasına geçip televizyon izlemeye başladık. Biraz vakit geçtikten sonra nenem meyve getirmişti ben amcam dedem ve halama. Portakalı yuvarlak bir şekilde kesiyordum ve inanmayacaksınız belki ama portakalı yuvarlak kesip yiyince tadı bir başka güzel oluyordu. Meyvelerimizi yedik ardından yataklara geçtik - yer yatağı - biraz televizyona baktıktan sonra uyumaya başladık. - amcam uyumadı tabii kızlarla mesajlaşıyor- Horozun sesini duymamla birlikte sabah olduğunu anlamıştım. Mutlu ve huzurlu bir uyku almıştım her zaman ki gibi. Ben uyandım dedem hâlâ yatıyor yine her zaman ki gibi. Elimi yüzümü yıkadım geçtim odaya televizyon izledim ve yine beni sofraya çağırmalarını bekledim. " Yılmaz yemek hazır " sesini duyar duymaz direkt yemeğe koştum.Yemekte genellikle yumurta , peynir , zeytin, yoğurt , reçel, çay, tereyağı olur. Ben en çok yumurta ile yoğurdu beraber yemeyi seviyordum. - önce yumurta sonra yoğurt- Günlerim böyle böyle geçiyordu. Bazen bir günüm sadece dedemin evinde geçiyordu bazen de hem dedemin evinde hem de kuzenlerimle beraber geçiyordu. Artık eve dönme vaktim gelmişti çünkü okullar açılacaktı. Nenem kirli elbiselerimi yıkamıştı. Ben de elbiselerimi bir poşete koyup dedemin arabasının arka koltuğunun üzerine koydum. Dedem " hadi gidelim " diyince ben de aşağı inip arabanın ön koltuğuna oturmuştum. Dedem arabayı çalıştırdı ve şehre doğru sürdü. Ben üzülüyordum tabii çünkü köyü çok seviyordum eve gitmek istemiyordum ama gitmem gerekiyordu. Araba evin önünde durdu ben de dedemin elini öpüp arka koltuğun üzerinde ki içinde elbise olan poşeti alıp arabadan çıktım. Binaya girdim ve merdivenlerden çıkarken köyde geçirdiğim anları düşünüyordum. Kapıyı çaldım annem karşıladı beni, içeri girdim sofra yerdeydi ve ben aç olmadığım için sofraya oturmayıp bilgisayar oynamaya gittim. Annem sordu işte köyde ne yaptın nasıl geçti diye. Ben de olanları anlattım. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Benim Hayat Hikayelerim ( On Yedinci Bölüm )

  8. sınıftaki Yılmaz: Ergenliğin ayak sesleri 8. sınıftaki Yılmaz… Aslında o dönemki Yılmaz; ergenliğe yeni adım atmış, boyu uzamaya başlamış, sivilceler sahneye yavaş yavaş giriş yapmış, (sivilce demeye dilim varmıyor adeta volkanik patlama) sakallarım yeni yeni çıkmaya başlamıştı, aynaya her baktığımda “oluyoruz galiba” diyordum. İçine kapanıktı, özgüvensizlikte dünya markasıydı ama bir kusuru vardı: Arabesk rape düşmüştü. Ama nasıl bir düşüş! Youtube'un dibini kazıyor, ne kadar jiletli, ne kadar efkârlı rap varsa hafızaya atıyordum. Damarlarımda kan değil, arabesk rap sözleri dolaşıyordu. Ve en ironik kısmı? Özgüvensizliğin kitabını yazmış olmama rağmen, konu şarkı söylemek olunca içimden adeta bir "Efgâr Fırtınası" çıkıyordu. Okul koridoru, dershane sırası, arkadaş yanı... Hiç fark etmez. Mikrofonu (genellikle bir su şişesi) elime aldığım an, bende utanma, ar, şeref, na... Şaka şaka, o kadar değil ama yakındı. Şimdi düşününce evet, pişmanlıklarım var. Saçma hareketle...

Benim Hayat Hikayelerim ( On Altıncı Bölüm )

  Yılmaz'a Kardeş Geliyor Geliyor geliyor... Yılmaz'a kardeş geliyor. 5. sınıfa gidiyordum. Annem bir gün bana hamile olduğunu söyledi ama ben annemin hamile olduğuna bir türlü inanamıyordum. Annemin karnında küçük bir yaratığın olması ve tekme atması bana garip geliyordu nedense. Annemle beraber bebeğin cinsiyetini öğrenebilmek amacıyla doktorun yanına gittiğimiz zaman, annemin hamile olduğunu kabullendim artık. O gün doktoru kapısının önünde beklemek yerine dışardaki parkta oturup bekledik. Anneme birlikte bankta oturuyorduk, yanımızda bir bank daha vardı ve o bankta da bir kadın oturuyordu. Nasıl olduysa annemle o kadın konuşmaya başladı ardından arkadaş oldular. Hâlâ nasıl, kaç dakika da arkadaşlar oldular anlamıyorum. Neyse sıranın bize gelmiş olması düşüncesiyle banktan kalkıp doktorun yanına gittik. Annem doktorun yanına gitmişti ve ben de kapıda annemi bekledim. Kapıda öylece beklerken " Bebek acaba kız mı? İnşallah erkek olur zaten 2 tane kız kardeşim var, bebek e...