Ortaokul Anıları: Okulumuza Yeni Gelen Köylü Fen Bilimleri Öğretmeni
Bir gün yine ortaokulda geçen bir anım var, size onu anlatacağım. Fen bilimleri dersi başladı, biz de sınıftakilerle beraber öğretmenin içeriye girmesini beklerken içeriye başka bir adam girdi ve dedi ki: " Yeni fen bilimleri öğretmeniniz benim " biz de şaşırdık tabii. Hepimiz oturmuş, öküzün trene baktığı gibi fen bilimleri öğretmenine bakıyoruz o da bize bakıyor. Yeni gelen fen bilimleri öğretmenimiz köyden geldiği için arkadaşlarla aramız da ona köylü fen öğretmeni diyorduk. O gün ders işlememiştik, öğretmen de kendini tanıtıp yaşadığı anıları anlatıyordu bize. -benim size anlattığım gibi- Şöyle bir anı anlatmıştı: " Biz köyde iken geceleri damda yatıyorduk, bir gün bizim köyden bir adam damda yatarken kafasına meteor taşı düşmüş. Tabii adam, bu taşın meteor taşı olduğunu bilmiyor. Adam ne yapsam diye düşünmüş ve yarın ola hayrola demiş. Sabah olur olmaz adam kahvehaneye gitmiş ve kahveciye bu taşı ne kadara alırsın, diye sormuş. Kahveci 100 TL demiş ve bizim köylü de kabul etmiş. Bu arada kahveci, bizim köylünün cahil olduğunu bilip onu kandırmış yani kahveci o taşın meteor taşı olduğunu anlamış. Kahveci, meteor taşını milyonlarca dolara satmış ve bunu duyan bizim köylü de başını yerden yere vurmuş." Buna benzer anılarla dersimiz baya dolu dolu, eğlenceli geçmişti ve kanımız yeni gelen fen bilimleri öğretmenine ısınmıştı derken bir de ne duyalım, yeni gelen fen bilimleri öğretmeni yaramazlık yapan bir çocuğu kemeriyle öldüresiye dövmüş. Bunu duyan sınıf arkadaşlarımın korkusu gözlerinden belli oluyordu. -beni hiç sormayın- O günden bir hafta sonra dersimiz yine fen bilimleri dersiydi. Her zaman sınıfta yaramazlık yapan, birbirine kâğıtlar fırlatan, birbirine bağıran, masaları yerden yere vuran biz, fen bilimleri dersi başlamadan önce süt dökmüş kedi gibiydik resmen. Nedenini siz de az çok anlamışsınızdır. Belki yaramazlık yaparsak bize de o çocuğa yaptıklarının aynısını yapar diye. Herkes uslu bir şekilde yeni gelen fen bilimleri öğretmenini beklerken öğretmenin görevden alındığı haberini aldık. Bir görseniz nasıl seviniyoruz, nasıl mutluluk çığlıkları atıyoruz anlatamam size. O gün başka bir fen bilimleri öğretmeni gelmişti ve biz eskisi gibi derslerimize devam ediyorduk. Fen bilimleri dersinden bahsettik, biraz da türkçe dersinden bahsedelim. Önceki bölümleri okuduysanız türkçe öğretmenimin benim sınavdan yüksek alamayacağımı düşünüp -hatta sınavdan yüksek aldığım için kopya çektiğimi zannetmişti- benim sınavdan yüksek almamla beraber bana bir soru bankası hediye etmişti. İşte o öğretmenim yine sınıftayken bir soru sormuştu bana. Aramızda geçen diyalog şöyleydi:
Öğretmen: " Yılmaz "
Ben: " Öğretmenim "
Öğretmen: " Kalk "
Ben: " Kalktım "
Öğretmen: " Kemik sözcüğüne neden fiil eki getiremiyoruz yani neden kemik-mek olamaz? "
Ben: " ıııı çünkü kemik isimdir "
Öğretmen: " Yılmaz'ı alkışlayın "
O an tüm sınıf beni alkışlıyor, ben de şaşırmış bir şekilde sınıfa bakıyorum. Bu kadar kolay bir soruyu cevapladığım için öğretmenim bana neden alkışı layık gördü bilmiyorum. Hâlâ da dalga geçip geçmediğini anlamış değilim. Türkçe öğretmenim ile ilgili unutamadığım bir anı daha var. Bir gün sınıftayız yine her zaman ki gibi türkçe dersinde türkçe kitabına bakıp ordaki yazılanları kâğıda geçiriyoruz. Herkes bu işle uğraşırken birden uçak sesi geldi ve öğretmenimiz dedi ki: " Uçak geçerken ağzınızı açın " o günden bugüne kadar nedenini tam olarak anlamadım ama uçak geçerken ağzımı etraftakilere çaktırmadan açıyorum. Bugüne kadar kimse sormadı ağzını neden açıyorsun diye. İyi ki de sormamış yoksa ona tek tek bunu mu anlatacaktım. Yine türkçe dersinden devam edelim. Bir gün ben dahil sınıftakilerle birlikte sınıfta çok yaramazlık yapıyorduk ve türkçe hocası da bize dedi ki: " Benim tanıdığım zengin bir iş adamı var ve onun tırlarca dolusu kitapları var. O kitapları bana vermek istedi okulumdaki öğrencilere dağıtayım diye ama siz bunların hiç birini hak etmiyorsunuz. Bu kitapları size vermeyeceğim." Türkçe öğretmeni bu sözleri söylerken sınıfta derin bir sessizlik oluştu. Hepimiz çok üzülmüştük. -sınıfta sorsan kimse hayatında beş kitap okumamış ama herkes üzülmüştü, ben de neye üzüldüm anlamadım. Heralde sınıf üzülünce eşlik edeyim dedim-

Yorumlar
Yorum Gönder