Komşuluk
"Komşu komşunun elektrik kesilince prizine, canı sıkılınca dedikodusuna muhtaçtır." Bizim komşuluk ilişkileri de tam olarak bu şekildeydi. Annem komşulara gider, komşular bize gelir, çaylar demlenir, çekirdekler çitlenir, dedikodular yapılır, iğne iplik ile yazmalar yapılır, çocuklardan bahsedilir, komşuların uğurlaması için kapıya kadar eşlik edinilir, kapıda ise içerde konuştuklarından daha fazla konuşulur. - olay tam olarak şu şekilde:
+ " Hadi görüşürüz komşu, kendine iyi bak "
- " Görüşürüz komşu sen de kendine iyi bak. Bizim yılmaz da çok yaramaz, hep ağlıyor. "
+ " Yılmaz yaramaz ama yine de seviyoruz biz."
- " Allah razı olsun komşum. Halime'nin kızları da çok akıllı maşallah. "
+ " Evet evet Halime'nin kızları, Yılmaz'ın yanında mesmelek "
- " Evet komşum. Hadi kendine iyi bak. "
+ " Sende kendine iyi bak bir de bu akşam en sevdiğin dizi oynayacak izleyeceksin değil mi? "
- " Evet evet izleyeceğim. Hadi görüşürüz komşum "
+ " Görüşürüz. "
Demeden karşıdaki kapı açılır ve karşı komşu şöyle der: " Komşular, bensiz dedikodu mu yaptınız? " ardından annem ve diğer komşumuz konuştukları her şeyi karşı komşuya da anlatır. Sonra aşağıdan başka bir komşu olaya dahil olur ve tüm komşular aynı katta toplanıp konuşurlar- Benim de hiçbir zaman -hâla- anlamadığım şey neden görüşürüz, kendine iyi bak demelerine rağmen kapıda saatlerce konuşuyorlar? Anlamıyorum. Empati kuruyorum ama yine anlamıyorum. Konuşmadıkları konular nedense kapıdan çıkınca akıllarına geliyor. Neyse ya banane, ne yapıyorlarsa yapsınlar onların bileceği iş diye düşünüyorum ancak kapı da bir de beni görseniz nasıl dikkatli bir şekilde dinliyorum anlatamam. Heralde küçükken çok merak ediyordum acaba ne konuşuyorlar diye. Annem telefonda konuşurken ya da herhangi biriyle konuşurken onları dinlemek çok güzel geliyordu bana ve hiç sıkılmıyordum. Çocukluğum güzel geçti tamam da peki ya komşularla ilişkim? Tabii ki o konularda da şanslı bir çocuktum. Hayatımda hiç unutamayacağım, hayatıma dokunan, hayatımda imzaları olan güzel komşularım vardı. Pakize abla, Deniz abla, Sacide abla, Sev.. neyse o dursun işte bu ablalar idi çocukluğumun güzel geçmesine katkıda bulunanlar. Zamanı geldi annem, zamanı geldi ablam oldular. Bana ilerde çok işime yarayacak ve hâlâ laflarına kulak astığım nasihatler verdiler. Benim bugüne kadar hiç ablam olmadı ancak bu eksikliği sayelerinde hiç hissetmedim bile. Pakize abladan bahsetmek istiyorum birazcık. Annemden yaşça büyük hatta annemin de ona abla dediği biri. 2 kızı 3 oğlu var. Bir kızı fen bilimleri öğretmeni diğeri ise yks sınavına bu yıl 3. kez girmiş olacak. Bir oğlu sanayide çalışıyor diğeri üniversite okuyordu en son. 3. oğlunu 40'lı yaşlarda doğdu, Ahmet Aras diye bir çocuk. Çok tatlı biri ancak benim gibi de çok yaramazdı. Bence tatlılığı yaramazlığını nötrlüyordu. Ben lise yıllarımda çok korkuyordum derslerden, sınavlardan ve bu yüzden okulu bırakma kararı almıştım ancak sağ olsun Pakize abla beni bu kararımdan vazgeçirdi. Belki de onun sayesinde okulu bırakmayıp şuan üniversite okuyorum. Küçükken her zaman Pakize ablanın evine gitmek isterdim. Kendi evimde oturursam canım çok sıkılırdı fakat Pakize ablanın evinde saatlerce oturayım var ya bir gram bile canım sıkılmaz. O evin ben de büyüsü var gibi bir şeydi. Pakize abla ne zaman bize gelirse gelsin evine döndüğünde ben de onunla beraber evlerine gitmek istiyordum. O da beni kırmayıp kendi evine götürüyordu. Pakize abla bizim kapımızı çaldığın da nasıl mutlu oluyorum bir görseniz... Pakize abla, sadece komşum değil aynı zaman da berberimdi. Bazı zamanlar bizim eve gelip banyoda benim saçımı tıraş ediyordu. Saçımı çok sevmeme rağmen onun elleri değdiği için saçım, o an umrumda bile değildi. Onu bunu boş verin de siz bir de Pakize ablanın yemeklerinin tadına bakın, parmaklarınızı yersiniz adetâ. Ben, annemin yemekleri dışında kimsenin yemeğini beğenmezdim biri hariç. Siz de tahmin etmişsinizdir. Pakize ablanın yaptığı her yemeği yiyordum ama annemin yaptığı her yemeği yemiyordum. Bir keresinde evlerine hırsız girmişti ve Pakize ablanın kızının yaptığı keklere ısırık atmıştı. Kızı eve hırsız girdiğini anlayıp çok korkmuştu. Açıkçası ben bile duymama rağmen korktum. Neyse işte onların evine gidip çocuklarıyla vakit geçirmeyi seviyordum hatta onların evindeki bilgisayarda oyunlar oynamayı da çok seviyordum. Pakize abla gerçekten ablam gibiydi. İyi ki Pakize ablayla aynı binadayız iyi ki Pakize ablayla komşuyuz derken bir de ne duyayım? Ayrılık vakti. Evet Pakize abla bizim binadan taşınıyor. Ben dahil tüm bina sakinleri bu duruma üzülmüştü. Bazı komşular göz yaşı dökmüştü. Pakize ablam bizlerle tek tek vedalaşmak için kapılarımıza kadar gelmişti. Sıra bizim kapıya gelmişti. Pakize ablam ile annem konuşuyordu ben de o sırada annemin eteğini tutuyordum, üzüldüğümü belli etmemeye çalışıyordum. Pakize abla bana bir şeyler dedi ama ben üzüntümden tam olarak onu dinleyemedim ve gitti. O gün Veysel'in gittiği günün sessizliği vardı. - bu arada Veysel, Pakize abladan daha sonra gitti- Bu sefer yalnız ben değil, tüm aile durgundu. Birkaç gün sonra toparlamaya başlamıştık. Pakize abla olmadan zor oluyordu fakat alışmamız lazımdı. Şimdilerde iletişimimiz kesilmedi, hâlâ arada sırada görüşüyoruz, karşılaşıyoruz. Ben onu gördüğümde çok seviniyorum. Pakize ablanın annesini, kardeşlerini, yeğenlerini falan da tanıyordum, onlara hep gittiğim için. Pakize ablanın annesi de beni çok seviyordu tabii ben de onu aynı şekilde. En son Pakize ablanın kızının düğününde onu görmüştüm ve bana sarılıp öpmüştü. O düğünden bir gün önce kına vardı, kına da bir masa da oturup öylece düşünüyordum eskileri. Sanki eskilere tekrardan gitmiştim. Bu düğün Veysel'le görüşmem için bir fırsattı. Veysel kınaya gelmedi ama düğüne geldi. O düğünden önce Veysel'le görüşmemiştik bir süre ancak bu düğün Veysel'le görüşmemize vesile oldu. Düğünde Veysel'le eskileri konuşuyorduk, şimdiki zamanı konuşuyorduk. Bunları konuşurken dışardaydık ve konuşacaklarımız bitmeden düğün bitmişti. Veysel'in babası, benle annemi eve kadar bırakmıştı. Evin önünden Veysel ve ailesiyle ayrıldıktan sonra kendi evimize gidip yorgunluktan hemen uyumuştuk. Tabii ben yine saatlerce düşündükten sonra uyudum. Bizim bir de Deniz abla vardı. Belki siz de mantık yürütüp Veysel'in annesinin Deniz abla olduğunu tahmin etmiş olabilirsiniz, doğru tahmin. E zaten iki tane komşu ismi saydım. Veysel komşu çocuğu ise ve annesi Pakize abla değilse geriye tek bir seçenek kalıyor. Deniz abla, Veysel'in annesidir. Veysel'in annesi Deniz abladır. Deniz ablanın 4 kızı 3 oğlu var. Onların evine her akşam gittiğim de kızları ders çalışıyordu. Ben hiç ders çalışmadığım için pek bir şey anlamıyordum. Veysel'in ablaları da Veysel'i ders konusunda çok çalıştırıyordu. Bana da çalış çalış diyorlardı fakat ben çalışmıyordum. Bir keresinde Veysel'in kız kuzeni Veysel'lere gelmişti ve ben de geldiği gün oradaydım. Bana gözlerini kapat dedi ve gözlerimi açtığımda kızın baş parmağında iki parmak vardı. O an çok şaşırmıştım ilk kez böyle bir şey gördüğüm için ancak sonradan anladım hastalık olduğunu. Çok değişik bir şeydi. Veysel'in annesini babasını kardeşini ablasını abisini hepsini ayrı ayrı seviyordum. Sanki onlardan biriymişim gibi hissediyordum ve keşke kardeşim Veysel olsa Veysel'in ablaları ablam olsa abisi abim olsa kardeşi yine kardeşim olsa diyordum içten içe. Benim abim, ablam ve erkek kardeşim yoktu ancak Veysel hepsine sahipti ama benim gibi kız kardeşe sahip değildi. O kız kardeşin eksikliğini ben ise abinin, ablanın ve erkek kardeşin eksikliğini yaşıyordum. Ben de isterdim ablam, abim veya erkek kardeşim olsun ama olmadı. Ablam veya abim olması imkansız ama erkek kardeşimin olması için hala şans var. Veysel'in babası Sedat abiyi de çok severim. Onların evine gittiğim zaman beni sorar, benle konuşurdu tıpkı ailedeki diğer üyeler gibi. Veysel gibi kalabalık bir ailem olması konusunda açıkçası ona imreniyordum biraz. Kalabalık aile o zamanlar güzel geliyordu bana. -şimdi de öyle- Ancak ilerde sadece bir tane çocuk istiyorum. O çocuk acaba bana sorar mı neden kardeşim yok diye? Tamam hadi bir kardeşin olsun yaptık bir tane daha. O kardeş te bir kardeş ister mi? Buyur bakalım çıkabilirsen çık işin içinden. Çok karışık konular neyse o zaman düşünürüz. Günlerimiz böyle güzel geçerken diğer bölümlerde de anlatmıştım Veysel ve ailesi buralardan başka diyarlara taşınacaktı ve o gün geldi. Yine Pakize ablanın bize veda ettiği gündeki duyguları tekrardan yaşıyordum. Pakize abla gitti, Deniz abla gitti, Veysel gitti, çocukluğum gitti. Bina da yalnız biz kaldık. Biz de sonradan taşındık ancak bir daha böyle komşularla karşılaşmayacağımı düşünüyordum ve haklı çıktım da bu düşüncem doğrultusunda. Bana güzel bir çocukluk yaşattığınız için çok teşekkür ediyorum sizlere Pakize ve Deniz abla. Siz o binada olmasaydınız benim çocukluğum o kadar da güzel geçmeyecekti, o kadar da güzel anılar edinmeyecektim hatta bu bölümü yazmayacaktım. Umarım sizin de böyle güzel komşularınız olmuştur, çocukluğunuz benim ki gibi güzel geçmiştir. Çocukluğum da çok mutlu olduysam bu mutluluğun koca bir parçası komşularım sayesinde. Güzel anılarımın güzel anlarısınız. İyi ki varsınız, iyi ki benim ablamsınız. Ellerinizden öpüyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder